İçeriğe geç
Kula Haberler

Gündeme sakin, anlaşılır bir bakış

Eğitim Gündemi

Çocuğa duygu sözlüğü kazandırmak neden davranışı değiştirir

Kelime bulamayan çocuk duygusunu davranışla anlatır. Duygu dağarcığını genişletmenin gündelik ve pratik yolları.

Selinay Ertemel 4 dk okuma

Çocuklar duygularını yaşamayı bilir; onları adlandırmayı ise öğrenmeleri gerekir. Bir çocuk öfkeli olduğunu bilmeden öfkelenir, kaygılıyken karnının ağrıdığını söyler, hayal kırıklığına uğradığında "hiç sevmiyorum" der. Bu, bir eksiklik değil gelişimsel bir aşamadır. Duygulara isim vermek, öğretilebilir ve öğretildiğinde hem çocuğun hem evin hayatını belirgin biçimde kolaylaştıran bir beceridir.

Duygu sözlüğü geniş olan çocuk, hissettiğini davranışla değil kelimeyle ifade etme şansı bulur. Kelime bulamayan çocuk ise elindeki tek araçları kullanır: bağırmak, vurmak, susmak ya da ağlamak. Bu yüzden duygu eğitimi, aslında davranış eğitiminin en verimli yoludur.

Adlandırmanın yatıştırıcı etkisi

Bir duyguya isim verildiğinde, o duygu daha yönetilebilir hâle gelir. Belirsiz ve büyük bir rahatsızlık, sınırları olan bir şeye dönüşür. Yetişkinlerde de böyledir; "kötüyüm" demek yerine "yarınki toplantı yüzünden gerginim" diyebilmek, sıkıntının boyutunu küçültür.

Çocukta bu etki daha güçlüdür, çünkü henüz kendi iç dünyasının haritasını çıkarmamıştır. "Şu an çok kızgın görünüyorsun" cümlesi, çocuğa hem bir kelime hem de bir ayna sunar. Zamanla bu kelimeleri kendisi kullanmaya başlar.

Kelime dağarcığını genişletmek

Çoğu evde duygu kelimeleri dört beş taneyle sınırlıdır: mutlu, üzgün, kızgın, korkmuş. Oysa arada çok sayıda ara ton vardır ve bu tonlar çocuğun kendini daha doğru anlamasını sağlar.

Kızgınlığın yanına sinirli, rahatsız, öfkeli, hayal kırıklığına uğramış kelimelerini eklemek, çocuğa şiddet derecesini ayırt etmeyi öğretir. Üzgünün yanına yalnız hissetmek, özlemek, umutsuz olmak; korkunun yanına endişeli, tedirgin, kaygılı kelimelerini koymak da aynı işi yapar.

Bu kelimeler ders gibi anlatılmaz, kullanılarak öğretilir. Günlük konuşmada yetişkinin kendi duygusunu adlandırması en etkili yöntemdir: "Bugün işte çok yoğundum, şu an biraz bunalmış hissediyorum, on dakika sessiz oturacağım."

Duyguyu davranıştan ayırmak

Duygu eğitiminin en kritik kuralı budur: bütün duygular kabul edilir, bütün davranışlar kabul edilmez. Kızmak serbesttir, kardeşine vurmak değildir. Bu ayrım net biçimde kurulmadığında iki hatadan biri yapılır. Ya duygu bastırılır ("kızmana gerek yok"), ya da davranış duygu bahanesiyle hoş görülür.

Doğru cümle her ikisini de içerir: "Kızdığını anlıyorum, kızabilirsin; ama vuramazsın. Kızgınken ne yapabileceğini birlikte bulalım." Bu yaklaşım çocuğa duygusunun meşru, ifade biçiminin ise seçilebilir olduğunu öğretir.

Günlük fırsatlar

Duygu sözlüğü, özel bir zaman ayırmadan gün içinde büyütülebilir. Kitap okurken karakterlerin ne hissettiğini sormak, film izlerken bir sahneyi durdurup "sence şimdi nasıl hissediyor" demek, akşam sofrasında herkesin gününü tek bir duygu kelimesiyle özetlemesini istemek bunların en kolaylarıdır.

Bir başka yararlı alışkanlık, olay bittikten sonra konuşmaktır. Kriz anında yapılan duygu konuşmaları genellikle işe yaramaz; çocuk o an dinleyecek durumda değildir. Yarım saat sonra sakinken "az önce ne oldu, ne hissettin" diye sormak çok daha verimlidir.

Yetişkinin modeli

Çocuklar duygu yönetimini anlatılanlardan değil, izlediklerinden öğrenir. Öfkelendiğinde bağıran bir yetişkinin "sakin ol" demesi işe yaramaz. Buna karşılık, hata yaptığını kabul eden ve bunu dile getiren bir yetişkin çok güçlü bir ders verir: "Az önce sesimi yükselttim, bu doğru değildi, yorgun olduğum için böyle davrandım."

Bu tür cümleler otoriteyi zayıflatmaz; aksine çocuğa duyguların herkesin başına geldiğini ve onarılabileceğini gösterir. Duygu sözlüğü kazandırmak, sonuçta çocuğa kendi iç dünyasında yolunu bulacağı bir harita vermektir. Bu harita, ilerideki bütün ilişkilerinde işe yarayacak kalıcı bir kazanımdır.

Duygu sözlüğü kazandırırken sık yapılan bir hata, çocuğun hissettiğini yetişkinin adına karar vermektir. "Aslında üzülmedin, kızdın" gibi düzeltmeler, çocuğu kendi iç dünyasına yabancılaştırır. Daha iyi bir yaklaşım, seçenek sunmaktır: "Kızgın mı hissettin, yoksa üzgün mü? Belki ikisi birden olabilir." Bu cümle hem kelime öğretir hem de duyguların aynı anda birden fazla olabileceğini gösterir.

Bedensel işaretleri konuşmak da dağarcığı büyütür. Küçük çocuklar duyguyu genellikle bedende hisseder; karın ağrısı, boğazda düğüm, yumruk sıkma. "Karnın ağrıyor, bazen heyecanlandığımızda böyle olur" gibi bağlantılar kurmak, çocuğun ilerideki yıllarda kendi sinyallerini okumasını sağlar. Bu beceri, kaygıyla baş etmede en çok işe yarayan araçlardan biridir.

Son olarak, duygu konuşmalarının her zaman bir çözümle bitmesi gerekmez. Çocuk üzgün olduğunu söylediğinde hemen bir çare üretmek, farkında olmadan "bu duygu hızla geçmeli" mesajını verir. Bazen tek gereken şey, yanında oturup dinlemektir. Duygusunun anlaşıldığını gören çocuk, o duyguyu ifade etmenin güvenli olduğunu öğrenir ve bir sonraki sefer kelimelere daha kolay ulaşır.