Şükran mı borçluluk mu: aynı iyiliğin iki ayrı hissi
Bir iyilik karşısında hissettiğimiz şey ilişkiyi yakınlaştırabilir de sessizce bir hesap defteri açabilir de. Aradaki fark küçük ama sonuçları büyük.
Selinay Ertemel 4 dk okuma
Biri size beklemediğiniz bir iyilik yaptığında içinizde iki duygu birden belirir. İlki sıcak ve rahatlatıcıdır: minnet. İkincisi ise daha huzursuzdur ve çoğu zaman adını koymayız: borçluluk. Aynı olaydan doğan bu iki his birbirine çok benzer ama sonuçları tamamen farklıdır. Biri ilişkiyi yakınlaştırır, diğeri sessizce bir hesap defteri açar.
Şükran neye benzer
Şükran, dikkatin yönüyle ilgilidir. Size verilen şeyi fark etmek, o şeyin kendiliğinden olmadığını görmek ve bunu bir süre içinizde tutmaktır. Bu duygunun içinde bir aciliyet yoktur. Şükran hissettiğinizde hemen bir şey yapmanız gerekmez; duygunun kendisi zaten tamamlanmıştır.
Bu yüzden şükran genellikle genişletici bir histir. İnsanı yumuşatır, çevresine karşı daha açık hale getirir. Uzun süre önce yapılmış bir iyiliği yıllar sonra hatırlayıp içiniz ısınıyorsa, orada şükran vardır. Çünkü artık karşılık verme imkânı çoktan geçmiştir ama duygu hâlâ ayaktadır.
Borçluluk neye benzer
Borçluluk ise bir tamamlanmamışlık hissidir. Aldığınız şeyin dengeyi bozduğunu düşünürsünüz ve dengeyi geri kurma ihtiyacı doğar. Bu his çoğu zaman rahatsız edicidir, çünkü ilişkiyi geçici olarak eşitsiz bir yere taşır.
Bir ayırt edici işaret şudur: borçluluk aceleci olur. Karşılığını hemen vermek istersiniz. Biri size ikramda bulunduğunda "bir dahakine ben" demek, hediyeyi alır almaz benzer değerde bir şey planlamak, yardım gördüğünüz kişiye ilk fırsatta yardım etmeye çalışmak. Bunların hepsi doğal olabilir ama altındaki motivasyon fark yaratır: teşekkür etmek mi istiyorsunuz, yoksa hesabı kapatmak mı?
Hesabı kapatma isteği baskın olduğunda, iyilik bir yük halini alır. Bazı insanlar bu yüzden yardım kabul etmekte zorlanır. Reddetmelerinin sebebi gururdan çok, doğacak borçluluk hissinden kaçınmaktır.
İkisini karıştırdığımızda ne olur
Şükranı borçlulukla karıştırmak, ilişkileri sessizce yorar. Karşınızdaki kişi bir şeyi karşılıksız yapmış olabilir; sizse onu bir alacak gibi taşırsınız. Bu durumda o kişinin yanında rahat edemezsiniz. Görüşmeleri seyreltirsiniz, çünkü her karşılaşma ödenmemiş bir hesabı hatırlatır.
Tersi de olur. Karşı taraf yaptığı iyiliği bir yatırım gibi görüyorsa, sizin şükranınız yetmez. Beklenti örtük biçimde büyür ve bir noktada "ben senin için şunları yaptım" cümlesi ortaya çıkar. O cümle söylendiği an, yapılan şeyin iyilik olmadığı anlaşılır.
Dengeyi kurmanın sade yolları
İlk adım, aldığınız şeyin gerçekten karşılık bekleyip beklemediğini ayırt etmektir. Çoğu iyilik beklentisizdir. İnsanlar yardım etmeyi sever; bu onlara da iyi gelir. Bu yüzden bir yardımı kabul etmek, karşınızdakini borçlu bırakmak değil, aksine ona bir alan açmaktır.
İkinci adım, teşekkürü açık ve somut yapmaktır. "Sağ ol" demekle, "o gün beni aramasan ne yapacağımı bilmiyordum" demek aynı şey değildir. İkincisi duyguyu tamamlar ve genellikle borçluluk hissini de eritir. Çünkü karşınızdaki kişi görülmüş olur; asıl istediği de çoğu zaman budur.
Üçüncü adım zamanla ilgilidir. Karşılığı hemen vermek zorunda değilsiniz. İyiliğin döngüsü genelde doğrudan değil, dolaylıdır. Size yapılan bir iyiliğin karşılığını bambaşka birine verebilirsiniz ve bu, defteri kapatmaktan daha sağlıklı bir denge kurar.
Kültürel alışkanlıklar da bu ayrımı bulanıklaştırır. Bazı çevrelerde her ikram bir sonraki ikramı doğurur ve bu döngü sonsuza kadar sürer. Bu, dışarıdan bakınca sıcak bir ilişki biçimidir; içeriden bakıldığında ise kimin kime ne kadar borçlu olduğunu herkesin sessizce hesapladığı bir düzen olabilir. İkisi arasındaki fark, döngüden çıkmak isteyen birine ne olduğuna bakılarak anlaşılır. Çıkabiliyorsa şükrandır, çıkamıyorsa borçluluktur.
Bir başka ölçü de duygunun süresidir. Şükran uzun ömürlüdür ve zamanla yumuşar. Borçluluk ise ödenene kadar sabit bir gerginlikte kalır, ödendiğinde de birdenbire kaybolur. Yıllar sonra hâlâ içinizi ısıtan bir iyilik, hiçbir zaman bir borç olmamıştır.
Kabul etmeyi öğrenmek
Vermek, almaktan kolaydır. Vermek kontrol içerir; alan taraf ise bir ölçüde kırılgandır. Bu yüzden almayı öğrenmek, ilişkilerin daha zor kısmıdır. Bir iyiliği sadeleştirmeden, hafifletmeden, hemen karşılığını hesaplamadan kabul edebilmek ciddi bir olgunluk ister.
Şükran, tam olarak bu kabulün adıdır. Size verilen şeyin değerini görürsünüz, karşınızdakine bunu söylersiniz ve orada durursunuz. Denge zaten bozulmamıştır; sadece ilişki bir kat daha kalınlaşmıştır. Borçluluk ise bu kalınlaşmayı bir yüke çevirir. Aradaki fark küçük görünür ama yıllar içinde hangi ilişkilerin sürdüğünü büyük ölçüde bu fark belirler.